5 Aralık 2013 Perşembe

Bulgaristan’ın Osmanlı mirası (YORUM)


Bulgaristan’daki Türkleri eşit yurttaş kılmaya yönelik politikalar izlemesi beklenir. Tıpkı Türkiye’nin Kürtleri eşit yurttaş kılmaya yönelik politikalar izlemesi gerektiği gibi.





 
 
Geçenlerde çıkan bir yazımda AB üyeliğinin Bulgaristan’da demokrasiyi yerleştirmekten uzak olduğuna değindim, ama katılım sürecinin ülkeyi komünist geçmişe nazaran hayli değiştirdiği de muhakkak.


Görebildiğim kadarıyla AB üyeliği, Osmanlı tarihine ve Türk azınlığa bakışı da değiştirmeye başlamış. Beş yüzyıl süren Osmanlı dönemini ülkenin geri kalmasından sorumlu, tümüyle karanlık bir çağ; Türkleri de bir güvenlik riski, Türkiye’nin “5. kolu” olarak gören ırkçı–milliyetçi bakış açısını artık sorgulayanlar var. Bunun yansımalarını Sofya’da edindiğim iki çok ilginç ve değerli kitapta gördüm. “Bulgaristan’da yanlış olan her şeyi Osmanlı’ya yüklemek popülistlerin favori bahanesi…Kitaplardan biri D. Trankova, A. Georgieff ve H. Matanov’un kaleme aldıkları kuşe kâğıda basılı, bütün zenginliğiyle Osmanlı kültür mirasını yansıtan bol resimli, İngilizce “Osmanlı Bulgaristanı Rehberi” (2011). Yazarlar önsözde şunu hatırlatıyorlar: “Bulgaristan’da yanlış olan her şeyi Osmanlı’ya yüklemek popülistlerin favori bahanesi… Bugün ortalama Bulgar’a Osmanlı’dan söz edin… Türklerin barbarlığından, buna karşılık Bulgarların ve ‘kurtarıcı’ Rusların erdemlerinden dem vuracaktır… Bu ortamda, dini tolerans ve çok-kültürcülüğün Batı Avrupa’ya gelmeden çok önce Bulgar topraklarında varolduğunun anlaşılması çok güç. 14 ve 15. yüzyıllardaki Osmanlı fethine rağmen veya onun sayesinde Bulgaristan ve Balkan ülkeleri Batı Avrupa’yı mahveden din savaşlarına hiçbir zaman sahne olmadı… Bab-ı Ali ağır vergiler saldı ve isyan edenleri kılıçla bastırdı, ama millet sisteminde Bulgar, Yunanlı, Sırp, Ermeni ya da Yahudi bütün vergi verenler, sultana karşı yükümlülüklerini yerine getirdikleri sürece ibadet özgürlüğüne sahip oldular.” (s. 10)Anthohy Georgieff ve diğerleri tarafından kaleme alınan öteki, yine İngilizce kitap ise “Bulgaristan Türkleri: Tarih, Gelenekler, Kültür” (2012). Bu kitapta, komünist rejim altında Türklerin başına gelenler ayrıntılı bir şekilde anlatılıyor. Özetle şöyle deniyor: Komünist Bulgaristan’ın lideri Georgi Dimitrov daha 1948’de sınır bölgelerinde yaşayan Türkleri ulusal güvenlik açısından “ülser” ilan etti. 1950’lerde “etnik olarak katışıksız sosyalist Bulgar ulusu” inşasına girişilince 150 bin Türk ülkeyi terk etti. 1950’lerin sonunda Türk okulları kapatıldı; birçok cami imar bahanesiyle yıkıldı; istihbarat örgütü imamlar arasından bile ajan devşirmeye başladı. O yaz 350 bin Türk ülkeyi terk etti 1970’lerde Türk göçü sürdü. 1984–85’te kalan 800 bin Türk, Bulgar isimleri almaya zorlandı. Önlem alınmadığı takdirde Türklerin oranının psikolojik % 10 sınırını aşacağı söylendi. 1985 sayımında etnik kimlik sorulmasına son verildi. Bulgaristan istatistik açıdan türdeş bir ulus olmuştu. Mayıs 1989’da Türkler isim dayatmasına karşı kitlesel direnişe geçtiler. Komünist Parti lideri Todor Jivkov, isteyenlerin hemen Türkiye’ye gidebileceklerini ilan etti. O yaz 350 bin Türk ülkeyi terk etti. (150 bin kadarının geri döndüğü tahmin ediliyor.)Kasım 1989’da Bulgaristan demokratikleşme yoluna girdi. 1990’da Türklere isimleri iade edildi; okullarda Türkçe anadil öğrenimine, kültürel faaliyetlere izin verildi; Türk partisi seçimde % 6 oranında oy alıp parlamentoya girdi. Bölüm şöyle bitiyor: “Şimdilerde Bulgarlarla Türkler arasındaki gerginlikler uykuda, ama denge çok hassas. Ortak yurtları Bulgaristan’da karşılıklı güvenle bir arada yaşıyor hale gelmeleri için yıllar geçmesi gerekebilir.” (s. 18) Komşu Bulgaristan’ın Türkleri eşit yurttaş kılmaya yönelik politikalar izlemesi beklenir. Tıpkı Türkiye’nin Kürtleri eşit yurttaş kılmaya yönelik politikalar izlemesi gerektiği gibi.


Şahin Alpay ,Zaman Gazetesi
yazarın Bulgaristan ile ilgili yazdığı ikinci yorumu
 
s.alpay@zaman.com.tr
 

FACEBOOK SAYFAMIZI BEĞENİN HABERDAR OLUN