Atatürk'ün Sofya'da geçirdiği günler(3)

Atatürk'ün Sofya'daki evi satın alınarak resmi konut olmuştur
DEVAMI

Türkiye'deki ziyaretine ilişkin  anılarını paylaşan önde gelen Bulgar  şair Elisaveta Bgryana şöyle anlatıyor:

''Türkiye'ye yaptığım ziyaret sırasında birkaç  kez Atatürk'ü görme fırsatım oldu.Çoğu kez Mustafa Kemal ile  Fransızca konuştuk  ancak Kemal'in Bulgarcası kötü değildi.Ne hakkında konuştuğumuzdan bağımsız olarak, konuşmasını sürekli  Sofya'ya getiriyordu.Birçok generalin, yazarın, gazetecinin adlarından söz etti.Bende onları tanıyordum.Bunlar hep ünlü kişilerdi.Bir anda  heyecan verici bir sesle, bana Dimitrina Kovaçeva'yı sordu.Bende ona iyi olduğunu ve yalnızlığıyla baş etmeye çalıştığını söyledim.Mustafa Kemal da aynı ses edasıyla bunları söyledi:

''O benim büyük aşkımdı.Kalbimi orada bıraktım,ona bıraktım.Harika bir kadındı.O zaman ona ihtiyacım vardı,ama şimde de ihtiyacım var.Şimdi benim yanımda olsaydı çok iyi olacaktı.Buradaki kadınlarımıza modern davranışları ve modern kıyafetlerini gösterecekti.Onu istedim ama babası bana vermedi.Lütfen,Bulgaristan'a döndüğünüzde   yürekten selamlarımı iletmenizi istiyorum.Benimle evlenmesi ve bir aile kurması benim için bir zevk olacak.Ondan harika bir eş olacak''.

Atatürk'ün daveti üzerine Bulgar orkestrası Türkiye'ye gidiyor

1925 yılında Atatürk'ün daveti üzerine Tzvetozar Kukudov yönetimindeki Bulgar orkestrası Türkiye'ye gitti.Bu orkestra Türkiye'de 3 yıla yakın bir süre kaldı.Orkestranın dönüşünde Mustafa Kemal Dimitrina Kovaçeva adına birçok hediye gönderir.Gönderdiği hediyeler arasında Reşat Nuri Güntekin'in ''Çalıkuşu'' romanı gönderir.Dimitrina'nın heyecanı hakkında konuşmaya gerek yok!Romanın derhal Bulgarcaya çevirilmesini  talep eder.Ve nihayet talebi gerçekleşir ve 1931'de o dönemin  en büyük tirajlı  gazetesi ''Зора”(Türkçe:Şafak) romanın bölümleri basılmaya başlanmıştır.

Eylül 1936'da İstanbul'da Balkan Folklor Festivali düzenlendi.Bulgar tarafından festivale "Bılgarska kitka " dans grubu yer alıyor.Bu festival için Bulgar gazetelerine yazı gönderen St.D. Kyatibov şöyle anlatır:


'' 2 Eylül 1936'da Beylerbeyi Sarayı'nda Mustafa Kemal,bakanlar ve diplomatların katıldığı programda Balkan ülkelerinden gelenler kendi hünerlerini gösteriyorlardı ki konserler saat 00.00'ye kadar devam etti.Daha sonra devlet adamın önerisiyle program bahçede devam etti.Burada Bulgar grubu bir kez daha konser verdi.Mustafa Kemal Atatürk birden ayağa kalktı ve Adriana hanımefenfi ile dans etmeye başladı .Seyirciler  sürekli alkışlıyorlardı.Danstan sonra Bulgar horon oyunu başladı ,Atatürk yine kalktı ve horonun başında horon tepti''.


Mustafa Kemal Sofya'da toplumsallaşmış,artık her yere davet ediyorlardı.Onun en büyük başarısı da sarayda seçkin kişiler arasında kostüm balosunda maske giymesiydi.Sıradan seyirci gibi katılmak istemedi.İstanbul müzesindeki arkadaşı ona yeniçeri uniformasu gönderiyordu.Bu kıyafetle salona girdiğinde herkes ona hayranlıkla ve gıpta ile bakarak alkışlıyorlardı.Ve o zaman 'En iyi kıyafet taşıyıcısı' seçildi.Maskesini indirince Çar Ferdinand onu yanına çağırdı ve bu güzel fikrinden dolayı tebrik etti.Ferdinand da bir anı olarak ona gümüşten yapılmış kül  tablası hediye etti.Yıllar sonra  bu kez Ferdinand Devlet Başkanı değil,yapmış olduğu jesti unutmayarak Atattürk  de ona gümüşten yapılmış kül  tablası hediye etti.

Sofya'da Mustafa Kemal, Bulgar Ordusunun  kıdemli subaylarıyla  temas halinde

Bulgar ordusunda görevli genral yardımcısı D. Azmanov Atatürk ile olan anısını şöyle anlatıyor:


''Savunma Bakanlığın avlusunda çok sıradan bir binada,mütevazi kirama gelen misafirler arasında genç Türk Askeri Ataşe  Mustafa Kemal de gelmiştir.O genç bir insandı,çok mütevazi bir şahıstı.Her şeyden  önce yabancı askeri edebiyattan,daha ziyade yabancı basının Balkan Savaşı hakkında  yaydığı haberlere dikkat çekerdi''.

Mustafa Kemal Sofya'da  önceki rakiplerlerden  beklenen düşmanca tavırlarıyla  karşı karşıya kalmadı.İlber Ortaylı'nın Ocak 2018'de çıkardığı ''Gazi Mustafa Kemal Atatürk'' yeni kitabında  şöyle yazıyor:


''Avrupalı ​​başkentlerde yaşayan  Osmanlı aydınlarının çoğu Batı Avrupa ülkelerini takip ederlerdi ve bu dünyayı anlayamazlardı  ve ondan korkuyorlardı.Osmanlı aydınlarıı, bu dönemde yabancı düşmanlığına maruz kaldı ve aydınları Batı medeniyetinden uzaklaştırdı.Mustafa Kemal, Bulgar toplumunun modernleşmesini ve Osmanlı egemenliği altında uzun süredir kalmaları ,kültürel farklılıklar içinde yaşayan Bulgarların vizyonunu görerek,Osmanlı aydınlarının Batı medeniyetine yabancılaşması temelsizdir ve Osmanlı aydınlarının çekingenlik ve yabancılaşma duygusunun olduğu sonucuna varıyor''.

Kasım 1928'de Atatürk Bulgar gazetecilere şu açıklamayı yapar:


''Ülkenize, nasıl kabul edileceğime dair bazı kaygılarla geldim.Beklediklerimin tam tersini gördüğümde  ve aramızda hiçbir şey olmamış gibi herkesin arkadaşlık ve sempati duyduğunu gördüğümde büyük bir sürpriz oldu.Bulgaristan'a saygı duymayı ve takdir etmeyi öğrendim.Değerli nitelikleri olan bir toplumu var.Bu nitelikler onun geleceği için bir taahhüttür. Sofya'da önde gelenlerler yaptımğum konuşmalarda,onlara Türkiye'nin geleceği hakkında görüşlerimi verdim.Daha sonra söylediğim her şeyi yaptım''.

 SOFYA'DAKİ ANILARI

Atatürk,Sofya'da geçirdiği zamanı hatırlayacak ve Bulgar misafirperverliği ve dostluğunun anılarını göz önünde getirecektir.

Ağustos 1930'da Türkiye Gazeteciler Federasyonu Başkanı Tarık Us Bulgaristan'ı ziyaret eden bir heyete başkanlık ediyor ve Atatürk Tarık Us'a şu konuşmaları yapar:

''Balkan Savaşı'ndan sonra bir yıldan uzun süredir kaldığım Sofya'da askeri  ataşe olarak görev aldım.Bulgarlarla yakın ilişki kurmayı başardım ve aynı aile üyeleri arasındaki benzer bağlantıları buldum.Bu bağlantılar hafızamda kalıcı anılar bıraktı.Bulgarlarla tanışmam onlara olan sempati duygumu arttırdı.

Doğal olarak, halklarına tanıklık ettiğim duygu ve sevgiye cevap olarak, Bulgar çemberleri beni aynı sadelikle karşıladı.Kuşkusuz, özellikle de dil ve inanç alanında Türkler ve Bulgarlar arasında anlaşmazlıkların olduğu durumlar vardır.

Ancak bugün, eski moda ve modası geçmiş politik eğilimlere dayanan bu vesileyle, ne Türkler ne de Bulgarlar, anlam vermeye inanmıyorlar.Olasılıklar ve varsayımlardan bahsetmiyoruz, ama gerçek şeylerden bahsediyoruz.Bulgar gazetecilerin davetlisi olarak Bulgaristan'a gidecek arkadaşların arasında olmanızı arzu ederdim.

Bulgarlarla konuştuktan sonra, hislerinizi değiştirdikten sonra bana geri dönecek ve izlenimlerinizi paylaşacaksınız.Size söylediklerimi çok daha fazla onaylayacağınızdan şüphem yok.Sana tavsiyem şu olacak ki:Bulgaristan'a git. Bulgarları seveceksiniz.Onlarla içtenlikle konuşun ve onlara bir yıldan uzun bir süredir Sofya'da yaşadığımı ve kardeş Bulgar halkına en içten duygularım olduğunu hatırlatın''.

"Çok büyük hedeflerim var"

Mustafa Kemal'in Sofya'da yaşamı yeni düşünceler ve fikirler uyandırmıştır.Madam Corinne'ye yazdığı mektubunda şöyle bahseder:


''Benim hedeflerim var,bunlar çok  büyük hedeflerdir.Ancak, çok fazla para ve büyük mevki kazanmak ya da maddi zevkler almakla sınırlı değiller.Onların gerçekleştirilmesi, harika bir fikrin başarısı ile ilgilidir.O zaman ülkem bundan faydalanacak ve önemli bir hizmet sunmanın memnuniyetini yaşayacağım.Hayatım boyunca bu benim tek prensibimdi.Bu ideali belirlediğimde gençtim im ve son nefesime kadar bundan vazgeçmeyeceğim''.


DEVAMI GELECEK HAFTA










Prof.Mümün Tahir


HABERBG.NET

* HABERBG.NET'in onayı alındıktan sonra yazı materyalinin yayınlanmasına kaynak gösterme şartıyla izin verilir.