Sinem Arslan: Göçün hafızası kuşaklar boyunca yaşamaya devam ediyor

📷 haberbg.net
Bulgaristan’daki turuna başlayan “Anadolu’ya ve Geriye Mizah Arabasıyla Yolculuk – Bulgaristan’dan Göç Eden 28 Türk Karikatürist ve İllüstratör” adlı gezici sergisi kapsamında Kırcaali’de görüştüğümüz araştırmacı Sinem Arslan HABERBG'ye açıklamalarda bulundu. 


Boğaziçi Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü doktora öğrencisi olan Arslan, Bulgaristan’dan Türkiye’ye uzanan göç süreçlerinin toplumsal ve sanatsal hafızasını mercek altına aldı. Göçün kuşaklar üzerindeki etkilerini ve çizerlerin dünyasındaki yansımalarını değerlendiren Arslan,

 "Göç etseniz de doğduğunuz eve dair hatıralar her daim gölgeniz gibi sizi takip eder" diyerek nesiller arası aktarımın önemine dikkat çekti.


Araştırmacı Sinem Arslan, göçü bizzat deneyimleyen birinci kuşak çizerler ile Türkiye’de doğan sonraki nesillerin Bulgaristan köklerine bakışı arasında belirgin farklar olduğunu ifade ediyor. İlk kuşağın eserlerinde çocukluk hatıralarının ve memleket toprağının ağırlıkta olduğunu belirten Arslan, öne çıkan isimleri şu sözlerle aktarıyor:


"Göçü birebir deneyimlemiş çizerlerimizin eserlerinde Bulgaristan’daki çocukluklarının çok fazla yer aldığını görüyoruz. Örneğin 1972’de göç eden Mehmet Kahraman, çizgilerinde hatıralarındaki köy hayatına ve büyüklerinden duyduğu masallara yer veriyor; onun eserlerinde hem Bulgar hem Türk halk kahramanlarını görmek mümkün. 1991 yılında göç eden Halit Kurtulmuş Aytoslu ise Bulgaristan ile Türkiye arasında mizahla mekik dokumaya devam ediyor. Eserlerinde ünlü Bulgar halk kahramanı Hitar Petır ile Nasreddin Hoca’yı yan yana görebiliyorsunuz. Yine 1972’de Filibe’den göç eden Mahmut Akgün’ün çizgilerinde, tarlalarda çalışıp çocuk büyüten cefakar köy kadınlarının günlük hayatı var. Burhanettin Ardagil ise komünizm dönemindeki asimilasyon politikalarına tepkisini çizgileriyle dile getirirken, rejim değiştikten sonra daha çok gençlik ve çocukluk yıllarına odaklanıyor. Mehmet Atamer’in çizimlerinde ise Bulgaristan hafızası, geride kalmış ama gittiği her yere yanında götürülen deneyimler olarak karşımıza çıkıyor."


Türkiye’de doğan ikinci ve üçüncü kuşaklarda ise hafızanın daha çok aileden aktarılan ve yeniden yorumlanan bir yapıya büründüğünü söyleyen Arslan, 

"Doğrudan göçü yaşamamış olsalar da ailelerinden dinledikleri hikâyeler, ev içindeki kültürel pratikler ve kuşaktan kuşağa aktarılan anılar eserlerine yansıyor. Bazen bir bahçeli ev, bazen göç sırasında taşınan bir mutfak eşyası bu hafızanın sembolüne dönüşebiliyor" diyor.


Bulgaristan’dan Türkiye’ye farklı dönemlerde 6 büyük göç dalgasının yaşandığını hatırlatan Sinem Arslan, göçmenlerin aidiyet ve hatırlama biçimlerinin tek bir kalıba sığdırılamayacağını vurguluyor:


"Bu göç dalgalarının her birinin hukuki arka planı ve göçe sürükleyen sebepleri çeşitlilik göstermektedir. Örneğin 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı esnasında Anadolu’ya sığınan eşraf kesimi doğrudan İstanbul’un güzide semtlerine yerleşip yeni kurulacak cumhuriyetin yönetim kadrolarında yer alırken, büyük kısım Anadolu’daki köylere iskan edilmiştir. Dolayısıyla bunların 5. kuşak torunlarının hafızası ile yakın dönemde gelenlerin aidiyet duygusunun aynı olmasını bekleyemeyiz. Göçün nedeni, yerleşilen şehir ve aile hikâyesi bu süreci doğrudan etkiliyor."


"Akademik Hafıza Merkezlerine ve dijital arşivlere ihtiyacımız var"


Göç hafızasının kuşaklar boyunca canlı kalmasında aile, mahalle kültürü ve sivil toplum derneklerinin kritik bir işlevi olduğunu belirten Arslan, bu sözlü mirasın geleceğe aktarılması için somut adımlar atılması gerektiğini ifade ediyor:


"Günümüzde yaşam biçimlerinin değişmesi nedeniyle sözlü aktarım eskisi kadar güçlü olmayabiliyor. Bu nedenle göç hafızasının yalnızca ailelerin omuzlarında taşınması yeterli değil. Üniversiteler ve sivil toplum iş birliğiyle kapsamlı sözlü tarih projeleri yürütülmeli; birinci kuşak göçmenlerin tanıklıkları ses, video ve fotoğraflarla dijital ortamlarda korunmalı. Türkiye'de Bulgaristan göçmenlerinin kurduğu, sayıları 300’ü aşkın dernek bulunuyor. Fakat sadece belgeleri saklayan arşivlere değil; akademik araştırmaların yapıldığı hafıza merkezlerine, dijital müzelere ihtiyacımız var. Göç hikâyelerini kayıt altına almak ortak tarihimizi görünür kılarken, iki ülke arasındaki insani ve kültürel bağların gelecek kuşaklara aktarılmasına da katkı sağlayacaktır."


Göçün travması


Sosyal bilimlerde göçün yansımalarının sıklıkla "arada kalmışlık" veya "ikili aidiyet" kavramlarıyla açıklandığını söyleyen Sinem Arslan, göçü yalnızca kayıplar ve travmalar üzerinden okumanın eksik bir yaklaşım olacağını belirterek sözlerini şöyle noktalıyor:

"Göç yalnızca kayıpların değil, aynı zamanda yeniden kurulan hayatların da hikâyesidir. Türkiye'de yeni dostluklar kuran, yeni meslekler edinen, çocuklarını ve torunlarını burada büyüten pek çok insan için göç, zaman içinde yeni bir aidiyetin de başlangıcı olmuştur. Bu nedenle göçü uyum, dayanıklılık ve yeniden inşa süreçleriyle birlikte değerlendirmek gerek. Göç sona erse bile hafızası yemek kültürü, dil ve gündelik alışkanlıklar aracılığıyla kuşaklar boyunca yaşamaya devam ediyor."

Bulgaristan haberleri

evi yanan köy sakini Vratsa’da feci kaza: Türk vatandaşı hayatını kaybetti, iki kişi ağır yaralı

Yukarı Çık
Arama
Balkan Radyosu