![]() |
| Fotoğraflar: haberbg.net |
Kırık camları, çatlamış betonları, küfle kaplanmış duvarları ve yıkılmaya yüz tutmuş yapısıyla bugün adeta geçmişin acılarına sessizce tanıklık eden Belene Kampı'nın harabe kalıntıları arasında, 6 Haziran'daki anma töreninde görüştüğümüz kamp mağdurlarından Rıfat Yağcı, HaberBG'ye verdiği demeçte burada geçirdiği zorlu yılları, insanlık dışı yaşam koşullarını ve unutulmayan acıları anlattı.
1984 yılının Aralık ayında Kırcaali'nin Eğridere ilçesinin Mleçino'da (Sütkesiği) düzenlenen ve tarihe “Sütkesiği Mitingi” olarak geçen barışçıl hak mücadelesi ve protesto eyleminin organizatörlerinden biri olan Yağcı, gözaltına alınmadan önce yalnızca üç gün saklanabildiklerini ifade etti.
“24 Aralık 1984’teki mitingden sonra üç gün boyunca saklandık. Ancak 27 Aralık gecesi yakalandık ve 28 Aralık sabaha karşı Belene’ye getirildik” diyen Yağcı, o dönemde Persin Adası'ndaki ikinci kampın henüz tam olarak hazırlanmadığını söyledi.
İlk olarak hapishanenin misafir bölümünde tutulduklarını anlatan Yağcı, yaklaşık üç ay boyunca son derece ağır koşullar altında yaşadıklarını belirtti.
“Mart 1985’te kampın restore edilen bölümüne nakledildik. İlk kaldığım oda burasıydı. Bir odada 27 kişi kalıyorduk. İnsanlar üst üste yatıyordu. İhtiyaçlarımız son derece kısıtlıydı. Resmî olarak mahkûm değildik ama hapishane şartlarında tutuluyorduk” dedi.
Tutuklulukları boyunca kendilerine herhangi bir suçlama yöneltilmediğini vurgulayan Yağcı, yetkililere sürekli olarak neden burada tutulduklarını sorduklarını belirterek şunları söyledi:
“Bize sadece ‘İkinci bir emre kadar burada kalacaksınız’ deniliyordu. Ne mahkeme vardı ne de bir suçlama. Amaç, köylerdeki direnişi kırmak ve insanların tepkilerinin yatışmasını beklemekti.”
Belene Kampı’nda iki yıl kaldığını ifade eden Yağcı, daha sonra ailesiyle birlikte sürgüne gönderildiğini anlattı.
“Türkler isim değişikliğini kabul etmedi. Direniş devam ediyordu. Köylerimize dönmemize izin verilmediği için bizi Plevne iline bağlı Malçika köyüne sürgüne gönderdiler. Yaklaşık iki yıl da sürgünde yaşadım. Çok zor yıllardı.”
Kamp içinde çeşitli direniş eylemleri gerçekleştirdiklerini anlatan Yağcı, açlık grevleri düzenlediklerini ve daha insani koşullar talep ettiklerini söyledi.
“Birlik içindeydik. Davamız uğruna mücadele ediyorduk. Açlık grevleri yaptık. Şartlarımızın iyileştirilmesini istedik. Yetkililer direnişi kırmak için bazı arkadaşlarımızı başka kamplara sevk etti.”
“Belene’ye gelen ilk grup bizdik”
Belene’ye getirilen ilk kafilelerden biri olduklarını vurgulayan Yağcı, ilk grubun 16 kişiden oluştuğunu söyledi.
“27 Aralık’ı 28 Aralık’a bağlayan gece buraya getirildik. Hapishanenin girişinde çırılçıplak soyuldular. Karın ve soğuğun içinde uzun süre bekletildik. Üşümemiz ve psikolojik baskı altına alınmamız amaçlanıyordu.”
O gün yaşadıkları manzaraları hâlâ unutamadığını belirten Yağcı, tutukluların kamyon kasalarına doldurularak Belene’ye taşındığını anlattı.
Belene’ye getirildiklerinde nereye götürüldüklerini dahi bilmediklerini ifade eden Yağcı, “Belene adını duymuştuk ama suçsuz insanların böyle bir yere gönderilebileceğini düşünmemiştik” dedi.
İlk gün 16 kişilik grubun ardından Mestanlı’dan sekiz kişinin daha getirildiğini anlatan Yağcı, Belene’deki ilk tutuklu grubunun toplam 24 kişiden oluştuğunu söyledi.
“Sonraki günlerde minibüsler ve kamyonlarla yeni gruplar getirilmeye devam etti. Sayımız kısa sürede yüzleri buldu. Daha sonra kamp yaklaşık 500 kişilik bir topluluğa dönüştü.”
Yaşananların birkaç dakikalık bir anlatımla özetlenemeyeceğini vurgulayan Rıfat Yağcı, sözlerini şöyle tamamladı:
“Belene’de yaşananlar kısa bir röportajla anlatılabilecek şeyler değil. Burada binlerce acı, yüzlerce hikâye ve unutulmayacak yaşanmışlıklar var. Her yıl anma törenlerine gelerek o günleri yeniden hatırlıyor, yaşananların unutulmaması için mücadelemizi sürdürüyoruz.”


