![]() |
| Fotoğraflar: haberbg.net |
Kırık camları, çatlamış betonları, küfle kaplanmış duvarları ve yıkılmaya yüz tutmuş yapısıyla bugün adeta geçmişin acılarına sessizce tanıklık eden Belene Kampı'nın harabe kalıntıları arasında, 6 Haziran'daki anma töreninde görüştüğümüz kamp mağdurlarından Süleyman Türksöz, HaberBG'ye verdiği demeçte burada geçirdiği zorlu günleri, insanlık dışı yaşam koşullarını ve unutulmayan acıları anlattı.
Sofya Teknik Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra makine mühendisi olarak çalışmaya başlayan Süleyman Türksöz, Mestanlı’da yaşanan zorla isim değiştirme olayların ardından çalıştığı fabrikada iş bırakma eylemi gerçekleştirildiğini söyledi. Fabrikada işçileri örgütlediği gerekçesiyle gözaltına alındığını belirten Türksöz, “Beni tutukladılar ve 29 Aralık’ta Belene’ye götürdüler” dedi.
Belene’ye getirildiklerinde kampın ikinci bölgesi henüz tam anlamıyla hazır olmadığını anlatan Türksöz, ilk olarak depo olarak kullanılan binalarda tutulduklarını ifade etti. Mahkumlar için ağaçlardan iki katlı ranzalar yapıldığını belirten Türksöz, ranzaların üzerine yalnızca kuru ot serildiğini, yatak ve temel ihtiyaç malzemelerinin bulunmadığını söyledi.
Kış şartlarının son derece ağır olduğunu vurgulayan Türksöz, camların buz tuttuğunu ve aylarca duş almalarına izin verilmediğini anlattı. Yaklaşık iki ay boyunca yıkanamadıklarını ifade eden Türksöz, daha sonra kampa gelen bir generalin denetimi sırasında yaşananları şöyle aktardı:
“Bir general geldi. Koğuşları gezdi. Biz artık o ağır kokuya alışmıştık ama o içeri girince hemen fark etti. Bunun üzerine emir verdi. Bize suyu gösterdiler ama doğru düzgün yıkanma imkânı sağlanmadı. Daha sonra bulunduğumuz bölümde duş alma yeri vardı. Ancak ilk kaldığımız binada böyle bir imkân yoktu.”
Kamptaki beslenme koşullarının da son derece yetersiz olduğunu belirten Türksöz, aylar boyunca besin değeri düşük yemeklerle yaşam mücadelesi verdiklerini söyledi.
“Yaklaşık beş ay boyunca sulu yemeklerle beslendik. Vücudumuzdaki yağlar erimeye başladı. Bir doktor akrabam kulağımın yanındaki yağ dokusunu göstererek vücudumuzdaki yağların tükendiğini söyledi. Sürekli kamyonlarla taşındığımız için böbrek rahatsızlıkları da yaşamaya başladık” ifadelerini kullandı.
Bir süre sonra çalışma alanlarına sevk edildiklerini anlatan Türksöz, burada da ciddi sorunlarla karşılaştıklarını söyledi. Belene kasabasında nükleer santral işçileri için yapılan binaların inşaatında çalıştırıldıklarını belirten Türksöz, verilen yemeklerde sık sık domuz eti bulunduğunu ifade etti.
Müslüman oldukları için domuz eti tüketmediklerini söyleyen Türksöz, yaşadığı bir olayı şu sözlerle anlattı:
“Bir gün arkadaşlara sadece ekmek kaldığını söyledim. Dışarıdan soğan temin ettim. Ekmek ve soğanla idare ettik. Yemek getiren kişiye Müslüman olduğumuzu ve bu tür yiyecekleri tüketemeyeceğimizi söyledim. Bir daha aynı yemeği getirmediler. Arkadaşlardan sadece biri bana gelip o yemeği yiyebileceğini söyledi ama çoğumuz kabul etmedik.”
”Dışarı çıkabilmek ve güneşi görebilmek bizim için büyük bir şeydi”
İnşaat çalışmalarına gönderilmenin kendisi için aynı zamanda kamp dışındaki dünyayı görebilmenin tek yolu olduğunu belirten Türksöz, “İçeride adeta şişmiş, kapatılmış durumdaydık. Dışarı çıkabilmek ve güneşi görebilmek bizim için büyük bir şeydi” dedi.
Belene’de yaklaşık 11 ay kaldığını ifade eden Türksöz, daha sonra kardeşinin yurt dışındaki kuruluşlara mektuplar göndermesiyle durumunun uluslararası çevrelerin dikkatini çektiğini söyledi.
“Bir sabah Sofya’dan gelen yetkililer beni aldılar ve Kırcaali’ye gönderdiler” diyen Türksöz, bu süreçte yabancı gazetecilerin kendisiyle görüşmek istediğini de anlattı.
Gazetecilerin Irak, Suriye ve Libya’dan geldiklerini öğrendiğini belirten Türksöz, görüşme sırasında Belene Kampı’nda bulunduğunu söylememesinin istendiğini ifade etti.
“Bana Belene’de olduğumu söylemememi istediler. Ancak ben yalan söyleyemeyeceğimi söyledim. Gerçekleri anlatırsam yeniden Belene’ye gönderilebileceğimi söylediler. Buna rağmen yaşadıklarımı gizlemeyi kabul etmedim. Çünkü ben konuşmasam, başkaları benim adıma farklı şeyler anlatacaktı” dedi.
22 Haziran 1989'da sınır dışı edilerek Türkiye'ye göç ettiklerini anlattı.


